HÜDAPAR Lideri Yapıcıoğlu: “Avrupa, ABD ya da NATO’ya Güvenmemeliyiz”

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, İstanbul’da yayın yapan Çay TV’de Halil Külünkoğlu’nun Türkiye ve dünya gündemine dair sorularını cevapladı.

Yapıcıoğlu, 28 Şubat Postmodern darbesinin etkileri, HÜDA PAR’ın misyonu, Rusya’nın Ukrayna’ya işgal girişimi, Parlamenter ve Başkanlık sistemi, adalet, liyakat ve mülakat konuları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin her çeşit darbeyi yaşadığını fakat 28 Şubat Darbesi’nin çok derin yaralar bırakan darbelerden biri olduğunu söyleyen Yapıcıoğlu, “Askerden brifingli yüksek yargının vermiş olduğu kararlar halen içtihat olarak kabul ediliyor ve mahkemelere yön veriyor.” dedi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme girişimini değerlendiren Yapıcıoğlu, Türkiye’nin şu ana kadar uyguladığı politikada bir sorun olmadığını belirterek bu savaşın Türkiye’nin savaşı olmadığını dile getirdi.

ABD ve Avrupa ülkelerinin gazına gelerek hareket edildiğinde Ukrayna ve geçmişte Gürcistan gibi yalnız bırakılacağının altını çizen Yapıcıoğlu, NATO’ya da çok güvenilmemesi gerektiğini kaydetti.

Başkanlık ya da Parlamenter sistemin tabu olmadığını ve bu meselenin fazlaca abartıldığını belirten Yapıcıoğlu, “Adalet, liyakat ya da mülakat meseleleri başkanlık ya da parlamenter sistemin değil zihniyetin sorunudur” dedi.

Yapıcıoğlu, “28 Şubat’ta bir postmodern darbe yaşadık. Ondan sonra 27 Nisan’da E-Muhtıra’yı gördük. Daha önceleri klasik darbe yöntemleri görmüştük. Yani bu millet darbenin her çeşidini yaşadı fakat özellikle 28 Şubat çok derin izler bırakan, bin yıl süreceği iddia edilen bir darbeydi. Kimilerine göre 28 Şubat birkaç yıl sürdü ve bitti, fakat bazı etkileri halen devam ediyor. Evet, belki darbenin en akılda kalan yönü 54’üncü Hükümetin Başbakan’ı Erbakan’ın istifa etmek zorunda kalmasıydı. O gün Erbakan, koalisyon ortağı Tansu Çiller’in ‘İstifa etmediğiniz takdirde asker müdahale edecek, istifa ederseniz diğerlerinin sayısı yetmediği için Başbakanlık görevi bana verilecek ve koalisyon bu şekilde devam edecek.’ şeklinde bir ikna metodu seçmişlerdi. Fakat Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel görevi Tansu Çiller’e vermedi ve bambaşka bir sürece girildi. Bu millet yapılanları unutmadı. Koalisyon dönemlerinde milletin ensesinde boza pişirenler 2001 yılında yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle 2002’de o hükümet ortaklarının tamamı sandığa gömüldü ve hiçbiri barajı aşamadı.” dedi.

“Askerden brifingli yüksek yargının vermiş olduğu kararlar halen içtihat olarak kabul ediliyor ve mahkemelere yön veriyor.”

28 Şubat Postmodern darbesinin yargı boyutunu da anlatan Yapıcıoğlu, “Çok sayıda insan kılık ve kıyafetinden dolayı bu süreçte soruşturmalar geçirdi, memuriyetten atıldı. Silahlı kuvvetlerden birçok personel benzer gerekçelerle görevden atıldı. Okullarda, üniversitelerde cadı avı yaşandı, başörtüsüyle ilgili çok ciddi sorunlar yaşandı. Daha önceki yıllarda da benzer sorunlar yaşanıyordu, bu süreçte bu sorunlar daha da katmerleşti. Yüksek yargı mensupları; rütbeli subaylardan, genelkurmaydan brifingler aldılar ve irticanın birinci öncelikli tehdit olduğu söylendi. İrticanın neden birinci öncelikli tehdit olduğu izah edildikten sonra bu sefer yargı eliyle Müslüman kıyımına başladılar. Farklı kesimlerden İslami hassasiyet sahibi olan insanlar yargı eliyle adil olmayan yargılama süreçlerinde sipariş kararlarla çok acımasız cezalara çarptırıldılar. O kişilerden bazıları halen o süreçte aldıkları cezaları çekmeye devam ediyorlar. Halen o dönemden beri cezaevinde olan insanlar var. O dönem askerden brifingli özellikle yüksek yargının vermiş olduğu kararlar halen içtihat olarak kabul ediliyor ve mahkemelere yön veriyor. Yani 28 Şubat’ın izleri halen bütünüyle silinmedi.” ifadelerini kullandı.

Sadece bir bölge ya da etnik gruba hitap etmediklerini, ülkenin tüm sorunlarıyla ilgilendiklerini belirten Yapıcıoğlu, “Biz herhangi bir etnik kökeni baz alarak etnik kimlik siyaseti yapmıyoruz. Biz sadece bir bölgede de siyaset yapmıyoruz. HÜDA PAR Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinde siyaset yapan, Türkiye’nin bütün sorunlarıyla ilgilenen -bu sorunlardan biri de Kürt Meselesidir- fakat bununla da yetinmeyip küresel çapta ümmetin bütün sorunlarıyla ilgilenen bir siyasi harekettir. Yani Doğu Türkistan’dan Maro’ya, Eritre’ye Keşmir’e, Filistin’e Bosna’ya kadar nerede başı ağrıyan bir din kardeşimiz varsa onun sorunlarıyla da ilgileniyoruz. Sadece bu da değil, biz küresel manada ciddi bir adaletsizlik olduğunu söylüyor ve şu anda mevcut uluslararası sistemin de adalet getirmediğini, sorunları çözmediğini bunun da kökten değişmesi gerektiğini söylüyoruz. Nerede insan ve insana dair sorun olarak gördüğümüz ne varsa ona parmak basıp çözüm önerileri getiren ve inşallah Rabbim güç, kuvvet, iktidar verirse bu sorunları çözmek için çaba sarf edecek siyasi kadroyuz” dedi.

“İslam dairesi içerisinde siyaset yapmaya çalışan siyasi bir kadroyuz”

Ölçülerinin İslam olduğunu ve Allah’ın insanlar için çizdiği meşru daire içinde siyaset yaptıklarını ifade eden Yapıcıoğlu, şunları söyledi; “Siyasal İslamcı tabirini doğru bir tabir olarak görmüyorum. Rabbimiz bizim için ‘Müslüman’ ismini seçmiştir ve bu isim bizim için yeterlidir. Biz Müslüman olarak kendi inancımızın getirdiği hassasiyetler çerçevesinde, Rabbimizin bizler için belirlediği meşru daire içerisinde hareket etmek zorunda olduğumuzu kabul ediyor ve ona göre hayatımızı tanzim ediyoruz. Biz Müslüman olarak ‘ölçümüz İslam’dır’ diyoruz, Rabbimizin bizden razı olacağı siyaseti yapıyoruz. İslam bize devleti kurumları ya da yönetim şekli ile ilgili ince ayrıntılar vermiyor, ama adaleti bizlere kesin olarak emrediyor. Peygamberlerin ve kitapların gönderiliş sebebi olarak da kesin olarak adaleti tesis etme olduğunu bildiriyor. Allah Kur’an-ı Kerim’de bize kesin olarak adaletle hükmetmemizi emaneti de ehline vermemizi emrediyor. İslam bizlere sadece bu konularda değil iktisat ya da ticaretle ilgili de kesin çerçeveler çiziyor. Ahirette Rabbine hesap vereceğini bilen her Müslüman hayatının her alanında Allah’ın kendisi için çizdiği meşru daire içinde kalmaya gayret eder. Siyaset de bu meşru daire içerisinde yapılmalıdır. Örneğin; Siyasi Partiler Kanunu’na göre bir siyasi partinin başka bir siyasi partiye iftira etmesinin önünde yasal bir engel yoktur ama Rabbimiz bizim bir başkasına iftira etmemizden hoşnut olmaz. Bu nedenle kanun karışmasa da Rabbim razı değildir diye biz başkasına iftira etmeyiz. Bu bizim için ölçüdür. İnşallah biz siyasetimizi de bu ölçüler içerisinde yapmaya çalışan siyasi kadroyuz.”

“Rusya’nın karşısında konumlanan Batı Dünyası’nın zulüm ve saldırganlıkta Rusya’dan geri kalır yanları yok”

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme girişimini değerlendiren Yapıcıoğlu Türkiye’nin şu ana kadar uyguladığı politikada bir sorun olmadığını belirterek bu savaşın Türkiye’nin savaşı olmadığını dile getirdi.

Rusya gibi diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’nin de çok masum olmadığına dikkati çeken Yapıcıoğlu, “Rusya, nükleer silah bulunduran ülkelerden ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinden biri. Eski Sovyetler Birliği dönemindeki debdebesine ulaşmaya çalışan bir Rusya var. Yorumcuların birçoğu Rusya’nın saldırganlığından, yayılmacı eğiliminden bahsediyor. Evet, Rusya saldırgandır ve Ukrayna’ya saldırmıştır. Rusya’nın her zaman yayılmacı eğilimleri de vardır. Bütün bunlar doğru ama bunun yanında Rusya’nın karşısında konumlanan ‘Batı Dünyası’ olarak adlandırılanlar da yayılmacı; istila, zulüm ve saldırganlık yönleriyle Rusya’dan geri kalır yanları yok. 1979 yılında Afganistan’a Rusya girdi daha sonra ABD gitti oraya girdi. ABD birçok ülkede o ülkelerin halkının rızası dışında asker bulunduruyor. Aynı şekilde diğer batı ülkeleri de masum değil. Afrika’daki sömürgelerin tamamı Avrupa devletlerine ait. Onlar yüzyıllardır oraları sömürdüler ve halen de sömürmeye devam ediyorlar. Yani onlar çok uysal, merhametli, medeni, insancıl bir topluluk da Rusya saldırgan bir topluluk algısı bizi yanıltmasın” dedi.

Yapıcıoğlu, “Bugün itibariyle tarafsız bir politika izliyormuş gibi dış politikada biraz pasif durup ‘Onlar birbirleriyle çekişirken ben aradan sıyrılıp güç toplayayım ve sonra ben dünyanın süper gücü olayım.’ diye bekleyen Çin, eline fırsat geçerse belki Amerika ve Rusya’yı da aratacak. Bunları unutmamak lazım. Yani emperyalizmin her türlüsüne karşı olmak gerekir. Bunlar emperyalist güçlerdir. Bunların hepsi yayılmacı ve saldırgandırlar. Birinci Dünya Savaşı bizim olmadığı halde Osmanlı olarak girdik ve savaşın sonunda Osmanlı paramparça oldu. Benzer bir felaketi bir daha yaşamamak için tarihten ders almak lazım.” diye belirtti.

“Avrupa, ABD ya da NATO’ya güvenmemeliyiz”

ABD ve Avrupa ülkelerinin gazına gelerek hareket edildiğinde Ukrayna ve geçmişte Gürcistan gibi yalnız bırakılacağının altını çizen Yapıcıoğlu, NATO’ya da çok güvenilmemesi gerektiğini şu ifadelerle dile getirdi; “Türkiye tamamen tarafsızmış gibi durmuyor. Rusya’nın saldırılarının kabul edilemez olduğunu Türkiye zaten söylüyor. Bu başka bir şeydir, Rusya’ya karşı savaşa girmek başka bir şeydir. Ukrayna’nın durumundan da ders almak gerekir. Ukrayna ve Rusya arasında çıkan gerilimde Batı, Ukrayna’nın yanında olacağını, onu yalnız bırakmayacağını ve Rusya’nın saldırısının cevapsız kalmayacağını söyledi. Sonra Rusya Ukrayna’ya girdi. Amerika, Rusya’ya karşı askeri olarak savaşmayacağını ekonomik ambargo uygulayacağını, UEFA sportif kısıtlamalara gidileceği yönünde açıklamalar yaptı. Peki bunlar Rusya’yı durduruyor mu? Hayır, durdurmadı. Hatta Rusya’nın tehdit boyutunu yükseltmesine sebep oldu. Bundan önce Gürcistan meselesi de vardı. Batı aynı şekilde ‘Gürcistan yalnız değildir’ gibi açıklamalar yaptı. Rus tankları Gürcistan’a girdi ve Batı yine hiçbir şey yapmadı. Eğer bizim savaşımız olmayan bir savaşta kraldan çok kralcı olup Rusya’yla savaşıp ya da Montrö’ye aykırı bir şekilde bazı savaş gemilerinin Karadeniz’e açılıp oradan Rus gemilerini veya limanlarını bombalamasına yol verirsek ve bunun sonucunda Rusya’yla karşı karşıya geldiğimizde NATO, 5’inci maddeyi işletecek mi yoksa bizi Rusya’yla baş başa mı bırakacaklar? Eğer kendi çıkarlarına uygun bulurlarsa bizi Rusya’yla baş başa da bırakırlar.”

“Dünyada, dünya savaşı olarak adlandırılan sadece 2 savaş vardır ve bu iki savaşın merkezi de Avrupa’dır”

ABD’nin Rusya ile Avrupa Ülkeleri’nin arasındaki gerilimin tırmanmasını istediğini ve Körfez ülkelerinde oluşturduğu havayı Avrupa’da da oluşturmak istediğine dikkati çeken Yapıcıoğlu, “ABD, kendisi olmadan Avrupa ülkelerinin bir anlam ifade etmediğini söylemek istiyor. Hatırlarsanız Trump döneminde ABD Fransa’ya ‘biz olmasaydık siz bugün Almanca konuşuyor olacaktınız’ demişti. Körfez ülkelerine de aynı şeyi yapıyor. Kendi koruması olmadan İran’ın onları vuracağını söyleyerek onlardan yüz milyarlarca dolar alıyor. Bunu Avrupa’ya da yapmak istiyor. Belki Avrupa ülkeleri birbirine dostmuş gibi görülebilir. Evet, söz konusu İslam olduğunda hepsi birleşirler ama onların kendi aralarındaki çekişmeleri de çok şiddetlidir. Onlar arasında kıyamete kadar bir kin ve düşmanlık vardır, bu asla bitmeyecektir. Dünyada, dünya savaşı olarak adlandırılan sadece 2 savaş vardır ve bu iki savaşın merkezi de Avrupa’dır. Hristiyanlar birbirleriyle savaşmışlardır. Bu 2 savaşta toplam 100 milyon insan ölmüştür. Yani o günkü dünya nüfusuyla kıyas edildiğinde bugün 300-500 milyon insanın ölmesi gibi bir şeydir. Bu kadar insan toplam 10 yıl içerisinde ölmüştür. Bu korkunç bir tablodur.” dedi.

“Yıllarca bizim insanımıza ABD’yi özgürlükler ülkesi olarak gösterdiler. Peki Amerika’da ne var? Başkanlık Sistemi.”

Parlamenter ve Başkanlık sistemiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, “Yıllarca bizim insanımıza ABD’yi özgürlükler ülkesi olarak gösterdiler. Peki Amerika’da ne var? Başkanlık Sistemi. Demek 6 muhalefet Partisinin beyan ettiği sorunlar Başkanlık Ya da Parlamenter sistemle doğrudan alakalı bir durum değil. Bütün Başkanlık sistemleri de aynı değil. Başkanlık sisteminde bütün yetkileri başkana devredebilir ya da denge ve denetim mekanizmaları getirilerek başkanın yetkileri sınırlandırılabilir. Her iki durum da Başkanlık Sistemi’nde mümkün. Başkanlık sisteminde tek ya da çift meclis de getirilebilir. Yani demem o ki sistem içinde de denge-denetim mekanizmaları getirilebilir. Parlamenter sistemde de bütün yetkileri bir tek kişiye devredebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.

“Beşerî olan hiçbir sistemin mükemmel olduğu iddia edilemez. Her sistemin kendine göre mutlaka artı ve eksileri vardır”

Başkanlık ya da Parlamenter sistemin tabu olmadığını ve bu meselenin fazlaca abartıldığını belirten Yapıcıoğlu, değerlendirmelerine şu ifadelerle devam etti:

“Başkanlık sistemi, 2018 yılında gerçekleştirilen seçimle uygulanmaya başladı. Başkanlık sisteminden önce uygulanan parlamenter sistemde hükümetin meclise sunduğu kanun tasarılarından kaç tanesi kabul edilmedi? Bir tane. Ya da muhalefetin getirmiş olduğu kanun tekliflerinden kaç tanesi kabul edildi? Hiçbir tane. Yine parlamenter sistemde güya kuvvetler ayrılığı vardı, yasama ve yürütme ayrı diye. Başkanlık Sistemi’ne göre Başkanın meclise -Bütçe Kanunu hariç- herhangi bir kanun sevk etmeye yetkisi yok. Meclis, cumhurbaşkanının partisinin mecliste çoğunluğu olmamasına rağmen kanun çıkartmıyorsa mesele sistem değildir. Biz bu meselenin çok abartıldığını düşünüyoruz. Beşerî olan hiçbir sistemin mükemmel olduğu iddia edilemez. Her sistemin kendine göre mutlaka artı ve eksileri vardır. Mevcut Başkanlık Sistemi ile ilgili bir kısım haklı şikayetler var. Fakat bu şikayetler yine bu sistem içerisinde düzeltilebilir. Bu sistem daha bir dönemi geride bırakmadan bu denli veryansın edenleri pek samimi bulmuyorum. Bu sistem içerisinde ıslah edilmiş bir Başkanlık Sistemi ile yola devam edilebilir. Parlamenter Sistem’de 367 Krizi gibi krizler yaşandı. Bundan dolayı sonradan halkın yüzde 69’u Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek dedi. Şimdi bu karar da yok sayılamaz. Yine halka gidilse belki halk yetkilerini tekrar meclise verebilir. Peki muhalefet bunun için mecliste çoğunluğu elde edebilecek mi? Başından beri Parlamenter veya Başkanlık Sistemi’nin tabu olmadığını söylüyoruz.”

“Adalet, liyakat ya da mülakat meseleleri başkanlık ya da parlamenter sistemin değil zihniyetin sorunudur”

Adalet, liyakat ve mülakat konuları hakkında da konuşan Yapıcıoğlu, “Adaletle ilgili problemler hep var olagelmişlerdir. Maalesef bu 100 yıllık bir yaramızdır. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde mahkemeler tarafsız ve bağımsız olamamıştır. Bu memleket mahkeme olup olmadığı bile tartışılan İstiklal Mahkemelerini gördü. Daha sonra sıkıyönetim mahkemelerini, Yassıada’da kurulan mahkemelerini, askerden brifing alan mahkemelerini gördü. Bugün de mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı sorunludur. Bu bir zihniyet meselesidir. Bu durum başkanlık ya da parlamenter sistem ile alakalı bir durum değildir. Evet yargı ve liyakat ile ilgili problemler var. Mülakat sistemleri doğru işlemiyor. Mülakat sadece bugün değil eskiden beri vardı. Eğer adil bir şekilde işletilecekse mülakat sistemi belki gereklidir. Her meslekte sadece sınavdan yüksek net yapmak yeterli olmayabiliyor. Örneğin bütün soruları yanlışsız yapan bir öğretmen adayı çok zeki olabilir ama ahlaken zayıf olabilir. Bu konuları başkanlık ya da parlamenter sistemle ilişkilendirmek doğru değil” dedi.